Kar Aydınlığı

4.99 TL

Kategorilere gitmek için etiketlere tıklayın

Bir şair öğretmenin ilk görev yeri olan Tunceli’de Doğu-Batı, Alevi-Sünni değerlendirmesini yaparken, uzun kış aylarında insanın içini ısıtan sıcak insan öykülerini, aşklarını, mistizmle yoğrulmuş bu toprakların masal ile gerçeğin iç içe geçtiği olayları, Şiddetin bitmesini istemeyen karanlık odaklarla Yeşil’in ilişkisini ve dağ başında bir öğretmene yaptıklarını bir kamera tekniği ile 1988-93 Dönemini anlatan bir anı romandır Kar Aydınlığı.

    

    

Sıcak bir somundu gençliğim

Eve gelene kadar bitirdiğim

Halil Erdem

 1

 Ağaçların diplerine renkler üşüşüyordu. Ayvalar mısır koçanları gibi duvarlara, direklere sarısıyla asılmıştı. Bağ bahçe, ev elek güz kokuyordu. Okul çıkışlarında bahçemize girip ekmeğime katık ettiğim yeşil soğanın göbek zarına parmak uçlarımı dayayıp üfleyerek çıkardığım sesler, kuş olup uçuyordu.

Evin koltuğunda duran asırlık ceviz ağacına çıkıp arkadaşlarıma başaklama ceviz atarken, ayağımın kayıp tek elimle sallanıp kalışımı gören arkadaşımın anası, beni kurtarmak yerine, gizlice seyrederken, bahçenin ortasında mısır soyan annemin ceviz yapraklarının arasında elbisemdeki alaca renklerin son çırpınışlarını görünce, yalınayak koşarak ömür boyunca hiç çıkamadığı daldan beni alarak düşüp ölmekten kurtardığında, babam aşağıda bekleyip dayakla ilk ve son hayat dersini vermişti bana. 

O yıllarda yoksulluktan giydirdiği kırmızı puantiyeli kızlara uygun elbisemin renklerini yeşil yapraklar arasında annemin fark etmesine borçluydum yaşamımı. İyi ki annem oğlan kız ayırt etmemiş, kırmızılar giydirmişti bana. Yeşil yaprakların arasında kırmızı kiremitli bir evimiz vardı. Ben o kırmızıda doğmuştum. Ve o kırmızı benim varlık nedenimdi. En çok kırmızıyı seviyorum ben.  

Yetmişli yılların sonuna doğru çok kitap okuyup sık âşık olduğumuz, hızla değişen düşüncelerimizle dünyayı değiştirmeyi amaçladığımız zamanlarda tatil için vardığım annemin, babamın yaşadığı çiftçi evinin ahşap direklerine asılmış çan, boyunduruk kayışı, eyef, kara saban demiri, urgan, kalbur elek gibi bütün alet ve eşyaların rastgele dağınık duruşlarının içimde yarattığı huzursuzluktan kilere tek tek taşır, evi bir kız gibi siler süpürür, tertip düzen vermeye çalışırdım. Bir dahaki tatil dönüşünde o aşağı indirdiğim eşyaların tek tek çıkarılıp yerlerine konduğunu görünce, öfkelenip yine geri getirileceğini bildiğim halde tekrar aşağı indirdiğim o eşyalarla aslında babamın hayatımızdan göçebe ömrüyle nasıl çıkıp gittiğini düşündüm.

 Elma kaklarının kokusunu takip edip depodan içeri girdiğimde annem, kestiği elma dilimini dişsiz ağzına bıçakla götürüp çiğnemeye başladı. Pazara götürsek ederinin yarısı nakliyeye gideceğinden elmaların çoğunu hoşaflık kak yapıyordu annem. Geri kalanını da çürüyene kadar konu komşu bola döke yiyorduk; komşu hakkı, göz hakkıydı bahçemiz.

Benzer Ürünler