Aşk Aşk İçinde

12.99 TL

Kategorilere gitmek için etiketlere tıklayın

İnsanın tek tek bir şeylerle haşır neşir olup onu bir kendi elleriyle, duygularıyla büyütmesi vardı, bir de kendinden bağımsız, orantısız büyüttüğü tanımadığı bir korku portresi vardı. Ben resmin dışında kalmamayı öğrenmiştim. Renkleri kendi seçmem gerekliliğini öğrenmiştim. Bir hatanın da hayatın boyunca silinemeyeceğini, ama onunla yüzleşerek çözüm noktasını keşfedebilme ihtimalinin olduğunu anlamıştım. Evet belki de büyükler haklıydı, hayat acımasız bir öğretmendi belki de kimi zaman. Ama bakış açısı değiştikçe insanların olayları tolere edebilme kabiliyeti, daha hızlı bir şekilde çıkıyordu insanın karşısına. Bu düşüncelerle inmiştim arabadan. Her zamanki yürüyüşümüzü yaptıktan sonra, varabilmiştik durağımıza. Dudu teyzem yine o güler yüzünü göstermişti bize, sıcacık oluyordu insanın yüreği bu gülümseme karşısında. İnsan insanın en büyük ilacıydı aslında.

Bir de farkına varabilseydik keşke. Fazla düşünmene gerek yok küçük hanım; Aklın yetemediğidir, AŞK..

   

 

    

    Dondurucu bir soğuk vardı, köprüyü geçmeden önce karşılaştım, başının üzerindeki duman dikkatimi çekmişti. Bana döndüğünde anladım, yanan bir sigaranın dumanı olduğunu. Sanki sigarayı içmiyor, dumanını salıyordu dışarıya doğru, soğuk hava da dalga dalga şekilleniyordu.

   Mert geç kalmıştı beklemekten başka şansım yoktu. Köprünün diğer ucuna doğru gittikten sonra hızlı bir dönüş yaptım. Gri paltolu genç korkuluklar üzerinden nehre doğru bakıyordu. Nehir bile soğuktan nasibini almış olacak ki, nazlı nazlı akıyordu. “Genç adamın bir ayağı korkuluktaydı, yoksa..” diye geçirdim içimden atlayacak mıydı..? Hızlı adımlarla ona doğru yürümeye başladım, topuklu çizmelerim karanlık sessiz caddede ses çıkartmış olacak ki, bana doğru baktığını fark ettim. Adımlarımı daha da yavaşlattım. Çantamdan telefonumu alıp bir şeylere bakıyormuşçasına gözlerimi gözlerinden kaçırdım. Daha önce gelmiş ve okunmuş olan maillerimi tekrardan okumaya başladım. Onun gözlerini kaçırdığı anda da ona doğru bakıyordum, derin bir bakışı vardı nehire doğru. Soğuk sandığım hava geçerliliğini yitirmişti bu garip adamın karşısında. Dondurucu, keskin gözleri vardı, ışık yansımasından mı bilemem, maviydi gözleri. Köprü üzerindeki ilk lambanın yanındaydı, kendini korkuluklardan sarkıtır gibi oldu. Sonra..

  - Neden..neden...? diye bir çığlık,

  Ne yapacağımı şaşırdım, elim ayağım titremeye başladı, aksilik bu ki geçen bir araba dahi yoktu köprü üzerinden.

  - Bir dakika diye seslendim,

Kendi çığlığından duymamış olacak ki haykırmaya devam etti,

  - Lanet olsun, lanet olsun diye..

  - “Bu nasıl bir haykırıştır” dedim. Çok derinlerime işlemişti çığlığı, yanına gidip kolundan tuttum..." 

Benzer Ürünler